13/2/2007

ÜVERCİNKA

ÜVERCINKA

 

Böylece bir kere daha boynunlayýz sayýlý yerlerinden

En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye

Laleli'den dünyaya doðru giden bir tramvaydayýz

Birden nasýl oluyor sen yüreðimi elliyorsun

Ama nasýl oluyor sen yüreðimi eller ellemez

Seviþmek bir kere daha yürürlüðe giriyor

Bütün kara parçalarýnda

Afrika dahil

 

Aydýnca düþünmeyi iyi biliyorsun eksik olma

Yatakta yatmayý bildiðin kadar

Sayýn Tanrýya kalsa seninle yatmak günah daha neler

Boþunaymýþ gibi bunca uzamasý saçlarýnýn

Ben böyle canlý saç görmedim ömrümde

Her telinin içinde ayrý bir kalp çarpýyor

Bütün kara parçalarý için

Afrika dahil

 

Senin bir havan var beni asýl saran o

Onunla daha bir deðere biniyor soluk almak

Sabahlarý acýktýðý için haklý

Gününü kazanýp kurtardý diye güzel

Bir çok çiçek adlarý gibi güzel

En tanýnmýþ kýrmýzýlarla açan

Bütün kara parçalarýnda

Afrika dahil

 

Birlikte mýsralar düþürüyoruz ama iyi ama kötü

Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse deðerlendiremez

Bir mýsra daha söylesek sanki her þey düzelecek

Ýki adým daha atmýyoruz bizi tutuyorlar

Böylece bizi bir kere daha tutup kurþuna diziyorlar

Zaten bizi her gün sabahtan akþama kadar kurþuna diziyorlar

Bütün kara parçalarýnda

Afrika dahil

 

Burda senin cesaretinden laf açmanýn tam da sýrasý

Kalabalýk caddelerde hürlüðün þarkýsýna katýlýrkenki

Padiþah gibi cesaretti o alýmlý deðme kadýnda yok

Aklýma kadeh tutuþlarýn geliyor

Çiçek Pasajý'nda akþam üstleri

Asýl yoksulluk ondan sonra baþlýyor

Bütün kara parçalarýnda

Afrika hariç deðil

 

 

cemal süreya

13/2/2007

İşte Bir Eklem Yeri Daha(edip cansever)

İşte Bir Eklem Yeri Daha

İşte bir eklem yeri daha
Doğayla ben, benimle doğa.

Var, o kadar unutturacak şey var da
Neden bir o, bir söğüt ağacı
Sayısız yapraklarıyla karşımda.

Acı bir tütünden çıkardım bu şarkıyı
Kalbimde doğup batan güneşlerden
En çok da bir karanlığı bırakıp gittiler bana
Ve bu suskunluğu, bu karamsarlığı
Sözgelimi içimde hiç kımıldamadan duran bir çarşıya.

Var, o kadar unutturacak şey var da
Neden bir o, bir söğüt ağacı
Sayısız yapraklarıyla karşımda.

13/2/2007

SÜRGÜN ÜLKEDEN BASKENTLER BASKENTINE

SÜRGÜN ÜLKEDEN BASKENTLER BASKENTINE

 

IV

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin

Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği

Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında

Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layık olmasam da

Uzatma dünya sürgünümü benim

Güneşi bahardan koparıp

Aşkın bu en onulmazından koparıp

Bir tuz bulutu gibi

Savuran yüreğime

Ah uzatma dünya sürgünümü benim

Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil

Ayaklarımdan belli

Lambalar eğri

Aynalar akrep meleği

Zaman çarpılmış atın son hayali

Ev miras değil mirasın hayaleti

Ey gönlümün doğurduğu

Büyüttüğü emzirdiği

Kuş tüyünden

Ve kuş sütünden

Geceler ve gündüzlerde

İnsanlığa anıt gibi yükselttiği

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin

Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin

Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın

Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin

Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için

Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini

Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini

Ey gönüllerin en yumuşağı en derini

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta

Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında

Çatı katlarında bodrum katlarında

Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba

Hep Kanlıca'da Emirgan'da

Kandilli'nin kurşuni şafaklarında

Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında

Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında

Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layık olmasam da

Ey çağdaş Kudüs (Meryem)

Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)

Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında

Köle gibi satıldım pazarlar pazarında

Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında

Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında

Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında

Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda

Verilmemiş hesapların korkusuyla

Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layık olmasam da

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır

Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır

Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır

Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır

Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır

O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır

Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır

Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır

Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır

Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır

Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim

 

Sezai Karakoç

13/2/2007

Federico Garcia Lorca İçin Üç Şiir(turgut uyar)

Federico Garcia Lorca İçin Üç Şiir

 

Sessiz akan sulara gazel...

 

Ah işte herşey orda...
Ben severim omuzlarımı bir gün
Sırmaları, apoletleri olmasa da.

Ben severim omuzlarımı bir gün
Göçen bir maden direğinin altında

Su akar kendir tarlalarından
Ah her şeyim...

Ben severim omuzlarımı bir gün
Savaşda bir başka omuzun yanı başında
Yatakda bir ince omuzun yanı başında

 

Yol uzun,hava sıcak
Kırbaçlarım atımı varırım Kurtuba'ya..

İndiğini görürsem bir gün sığırcıkların
ve sürüler halinde,ovaya
İnsanların dünyayı bölüştüklerini hatırlarım
Bir daha...

 

 

Sevişirim ölürüm,savaşırım ölürüm
Doldururum çantama kara ekmek ve peynir
Varırım Kurtuba'ya

 

 

 

TURGUT UYAR

13/2/2007

Özleyiş Kasidesi

Özleyiş Kasidesi

 

orda savrulan bir suskunluksa saçları
zil çalınca çantadan kurtulup çayırlara
ilk durakta ve sonra ayakları burkulan
bilekleri berkilmiş ve sendeleyen çocuklar
rüzgarda bir bekleyiş kanatları dağılan

yeni bir coğrafyada, yeni bir cebirle
bir ilk yaz annesiyle yepyeni birlikte
bir aferinde doğrulan yeniden ve
okumayı yazmayı ancak orada söken
kamaşan gözleriyle en son bakıp da güne

o bilinmez hüner onları çağırırsa
koşarak güne gökkuşağı dokuyan ve
eskimez bir günü o mavi çadırlara
taşıyan çayların topuklarıyla, gümüş
bir kalemi gökte bularak kıpırdatan
ışığı yontup parlatır gözlerinde
bir ürperiş ardında çıplak camekan

öpülen tende gizem yok olur çünkü
çocukları öperek yakar anneler
orda eskiyen bir güneşse kararsız
kavrulur aşk ilk bakışla beraber

orada çağrılmaz o nereyse insan
artık ne evi ne şarkısı ne onun
sonu niçin asla hem nasıl ve kim

orada kavrulan bir kayboluşsa zamansız
balçıkla sıvanmış bir deniz inler mutlaka
çıkıp yolu sorar bir tayyar “gördünüz mü hiç,”
ve bir fener ışığı çenter kalbini son kez
içindeki dalgınlığa çarparak uzaklardan
şafakta beklemiş bir asker hiç konuşmayan

 

 

Hakan Şarkdemir

 

Hakan Şarkdemir ikinci yeni iken......

Kategorilerim

    Kategori yok

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı